…..
Her inancın yatırım yapmak istediği temiz zihinleri sahipsiz ve başıboş bırakmamak en çok biz Müslümanlar için ciddi bir sorumluluk gerektiriyor. Evlatlarımızın seküler ve resmi ideolojinin gölgesinde, üretemeyen, sorgulayamayan ve güdülmeye müsait olarak yetiştirilmesi yüreklerimizde derin acılar oluşturmalı…
Şirk öğelerinden soyutlanmamış uygulamalarıyla sisteme beyat eden bir nesli imar eden devlet kurumları, bu anlayışından en ufak bir sapma göstermeden, çalışmalarını ana okulları derecesine indirmenin hesaplarını yapmakta… Çocukları 6 yaşında evlerinden alarak zorunlu 8 sene eğitimle sağlanmaya çalışılan otorite güçlü görülmemiş ki, artık 4 yaş grubu çocuklara göz dikiliyor.
Bu dayatma ve zorlamalara karşı kapalı kapılar arkasında hayıflanarak veya görmezden gelerek gerçekleştirilen tepkilerin etkisiz olduğu, Müslümanların kendilerinin oluşturmaya hak kazandıkları müesseselerin veya en azından objektif nötr bir bilginin sunulduğu resmi müfredatların mücadelesini gerçekleştirmeleri gerekiyor.
Ayrıca haydi çocuklar okula diye çığırtkanlığa soyunan dini kurum ve şahısların, erkek, kız ayrımı olmadan gerçekleştirilen karma eğitimi, başörtülü bir öğrenimin yasak olduğunu, imani değerlere zarar veren müfredatları gündeme getirmemelerini en hafif bir şekilde iki yüzlülük olarak tanımlamak gerektiğini de hatırlatmak istiyoruz.
Tevhidi bir toplum, temiz ve duru zihinlerin, yani evlatlarımızın doğru bir şekilde yetiştirilmesiyle oluşmaya başlayacaktır.
Elimizdeki en büyük sermaye çocuklarımız kurdun eline teslim edilemeyecek kadar değerlidir. Bu sebeple ilk eğitimcinin baba ve özellikle anne olduğunu artık Müslümanlar keşfetmeli, evleri birer okul, dershane ve medreseye dönüştürmelidir.
……
vuslat dergisi eylül 2009 giriş yazısı
|