TEVBEYE GEL TEVBEYE…
Seyda hazretleri, gönül fetihlerini Rabbinden bilir, Ona hamd eder,
tesbih eder ve tevbeye sarılırdı.
Bir gün şöyle buyurur:
" Siz bilir misiniz, Gavs Hazretleri neden böyle büyük bir zat oldu? "
Cemaat sessiz kalınca ,şöyle devam eder:
" Gavs Hazretleri, tevbe telkin ettiğinde, kendisi de tevbe edenle
birlikte kendi günahları için Allah’a ( c.c. ) tevbe ederdi.
" Ey cemaat! Bakınız, İslam’da tevbe tevbe vardır. Kul, veli de olsa
kusursuz olmaz. Yalnız, tevbe , kalben olmalıdır; gafletle yapılan
tevbe ,sahibine fayda vermez. Bir kimse halis bir şekilde tevbe etse,
Cenab-ı Hak, o kimsenin geçmiş günahlarını siler, hatta yerine sevap
dahi yazabilir.
" Tevbe halis olduğu zaman, insan, istikametini düzeltir, yönünü Allah’a çevirir,
hali güzelleşir, yeni bir hayat yaşamaya başlar, bu yeni hayatını Allah rızası
istikametinde devam ettirir ise,bu hal , kulun tevbesinin kabulüne işarettir.
" Ey cemaat! Siz küçük günahları hafife almayın. Çünkü küçük günahlar,
büyük günahlara sebep olmaktadır.
" Sakın kibir üzere olmayın! Cenab-ı Hak, secde etmesini ve bu surette
Hz. Adem ‘in ( a.s.) üstünlüğünü kabul etmesini emrettiği halde,
şeytan kibirinden dolayı secde etmedi. Malumunuzdur ki, şeytan ibadet
ve taat ehli olmasına rağmen, itirazı neticesinde İlahi huzurdan tard edildi.
" Her türlü günah, nefisten ve kibirden çıkar. İnsan, ne zaman fakrını ve
acizliğini idrak ederse, o zaman nefsin kibir ve azameti kalmaz.
İşte o durumda kişi, kamil bir mü’min sıfatıla hayatını devam ettirir."
İLİMSİZ OLMAZ…
Seyda Hazretlerinin en çok önem verdiği konu " ilim " dir; bu sebeple,
ilim tahsiline uğraşanı, kendi cemaatinden olup olmadığına bakmadan sever.
Hatta bir defasında şöyle demiştir:
" Ey Allah’ın kulları! Bir talebe yetiştirmek, bin kişiyi sofi yapmaktan
daha faziletlidir. Hele o talebe, varisü’l – enbiya olursa…
" Siz dininizi beldenizde bulunan en büyük, en muttaki alimlerden öğreniniz.
Herkesten fetva sormayın; çünkü memlekette fetva verecek kimse çok azdır.
" İlimle meşgul olan kimse, dünyada en güzel işle meşgul oluyor demektir.
İlim olmadığı zaman cahillik olur. Cahilin abidi de, sofisi de hüsrandadır.
Siz Osmanlı’ya bakınız! Ne idi, ne oldu !
" Sultan Abdülhamid Han, arif-i billah idi; başa geçer geçmez memlekette
talebe yetiştirme seferberliği başlattı.
**********
"Nakşibendi Tarikati, medrese ve tekkeyi beraber yürütür.
Hazret Muhammed Ziyaüddin, Doğu cephesinde müridleri ve talebeleriyle
birlikte düşmana karşı savaşırken bölüklerinin başka yere nakledilmesi gerekti.
" Gittikleri yerde, müridler, önce mutfak çadırını kurmaya başladılar.
Hazret, çalışma mahalline gelince, " Talebelerin seslerini duymuyorum,
bu ne çadırıdır?" diye sordu. Müridleri, mutfak çadırı olduğunu haber verdiler.
Bunun üzerine Hazret, bu durumda savaşmaya gerek kalmadığını söyledi.
Çünkü düşmanla savaşmanın sebebinin ila-yı Kelimetullah olduğunu,
bunun da medreselerle ve talebe yetiştirmekle mümkün olabileceğini beyan etti.
" Mutfak çadırının hemen bozulmasını , önce ders çadırının kurulmasını,
sonra diğer çadırların yerleştirilmesini emretti.
" Hazret, ancak medrese olacak çadırların kurulmasından sonra
kalkıp savaşa devam etti."
**********
Seyyid Muhammed Raşid Erol Efendi, çağın şartlarını, Müslümanların durumlarını
dikkate alan bir hizmet şeklini benimsemiştir.
Bu sebeple, çok isabetli olarak şöyle der:
" Bu devirde bizler, tarikat hizmetinden çok iman hizmeti görüyoruz.
Eskiler, bir insanı, farz borçlarını kaza ve günlük vecibelerini de eda
etmeden tarikate almazlardı. Ama günümüz böyle değildir."
TARİKATTEN MAKSAT…
Seyda Hazretleri, tarikatin anlam ve amacını da şöyle özetlemiştir.
" Mürşidler, kuvvetli imanlarından ve İlahi tasarruflarından dolayı müridlerinin
kalplerini dünya sevgisi ve malayani şeylerden temizleyip Allah’a bağlarlar.
Bu da tevbe-i nasuh ile meydana gelir. Tevbe-i nasuh, insanın sıfatını
değiştirir. Sıfatın değişmesi demek, haram fiileri , çirkin sıfatları terk ederek,
İslam’ın meşru dairesine girmek, yani sırat-ı müstakim üzere yaşamaktır.
" Bazı sadatlar demişlerdir ki:
" Bizim vazifemiz, çözüp bağlamaktır.’
" Kendilerine ‘ Siz neyi çözüp bağlarsınız? ‘ diye sorulduğunda," Biz, bize tabi
olanların kalblerinden bu dünya muhabbetini çözüp Allah ve ahiret sevgisine
bağlarız’ demişlerdir.
" İnsana en çok fayda veren şey, ölüm rabıtasıdır; yani ölümü ve sonrasını
düşünmektir. Ölüm rabıtası, tul-i emeli yıkar, ihlas ve yakini doğurur.
" Hazret Muhammed Ziyaüddin, her gün yakınlarından ahirete gidenlerin
isimlerini zikrederek ‘ Sıra bize geldi’ derdi.
" İnsan, kendini mahlukatın en aşağısı görmelidir; köprü gibi olmalıdır;
üzerinden herkes geçse de, görevini yapmalıdır.
" Nakşibendi nisbeti, nefsini terbiye eden, benliğini yok eden, ihlas ve
teslimiyet sahibi kimselerin üzerine gelir.
" Evrad-ı Nakşibendiye’den gelen maksat, nefsi ıslahtır.
" Şeytanın helakı, kendini üstün görmesindendir.
" Cenab-ı Rabbü’l -Alemin , bizleri nefsin şerrinden muhafaza eylesin. Amin! "
( Sahabeden Günümüze Allah Dostları,10/38)

|