21.Yüzyılın merdivenlerinden adım adım çıktığımız bugünlerde, yaşadığımız toplumu tahlil etmeye çalıştığımızda karşımıza kimi gerçekler çıkar. Toplumda olumlu yönde birçok gelişme olmakla beraber, fısku fücurun yaygınlaştığı, fesadın başını alıp gittiği, gün geçtikçe yozlaşmanın fazlalaştığı da bir gerçektir. Türkiye toplumunun 200 yılı aşkın bir zamandır sürekli yozlaştırılmaya çalışıldığı, 1.Meşrutiyet ile başlayan Batılılaşma akımının toplumu İslami değerlerden soyutlayarak, amaçsız ve gayesiz, Batı tarzı bir yaşamı gaye edinmiş bireylerden oluşan bir toplum oluşturmak istediği bilinen ve kabul edilen bir olgudur. Yozlaşmanın İslam toplumlarında yüzyılları aşan bir tarihi olmakla beraber, günümüz de hala Batı kaynaklı düşünen kadrolar tarafından devam ettirildiği ve fesadın yaygınlaştırılmaya çalışıldığı da aşikârdır. Bu fesad organizasyonları kendilerini kimi zaman bir parti, kimi zaman bir dernek veya vakıf, kimi zaman da doğal bir organizasyon hüviyeti altında gösteri çalışmalarını yürütmekte ve toplumumuza Batı tarzı bir yaşamı empoze etmeye çalışmaktadırlar. Elbette bizlerin Batı’nın bilimine, teknolojisine bir itirazımız yoktur. Hatta bu bilim ve teknolojiyi sahiplenip, daha ileriye götürmenin dünyayı imar vazifemiz çerçevesinde olduğuna inanırız. Fakat burada söz konusu olan bilim ve teknoloji değil, inanç ve kültür değerleridir. Zaten Batı’yı kıble edinen kadrolarında bugüne kadar Batı’nın bilimini gerçek manada sahiplendikleri görülmemiş ancak inançsızlığı, yozlaşmayı, toplumsal ifsadı yaygınlaştırmaya çalıştıklarına şahit olunmuştur.
Toplumsal dejenerasyonun mantığı ile ilgili Muhammed İkbalin ‘Benlik ve Toplum’ adlı eserinde ele aldığı güzel bir hikâyecik vardır. İkbal der ki: “Zamanın birinde, bir ormanda bir grup aslan ve bir grup koyun yaşarmış. Aslanlar her gün koyunlardan birini kapar, parçalar ve afiyetle yerlermiş. Gel zaman git zaman koyunlar bu durumdan bıkmış. Bir gün koyunların tümü toplanmış. İçinde bulundukları duruma bir çare aramışlar. Uzun tartışmaların ardından bir heyet belirlemeye ve bu heyeti uzlaşmacı olarak aslanlara göndermeye karar vermişler. İleri gelenlerden oluşan heyet, aslanları ziyarete gitmiş. Heyet sözcüsü aslanlara hitaben;
-Siz ki aslan topluluğusunuz. Ormanların krallarısınız. Her gün içimizden bir tanesini kapmak için koşturup, yoruluyorsunuz. Biz de düşündük ki siz bizim dostlarımızsınız. Koşup yorulmanıza gönlümüz el vermedi. Bu duruma çare aradık. Karar verdik. Siz yorulmayın diye her gün yiyeceğinizi biz size getireceğiz.
Aslanlar biraz düşünmüş. Teklif onlara cazip gelmiş. Kabul etmişler. Önceleri koyunlar her gün içlerinden bir tanesini aslanlara kurban ederler. Daha sonraki günlerde aralarındaki dostluk daha da ilerler. Artık gün boyunca beraber olmaya başlarlar. Koyunlar başlarlar aslanlarla olan sohbetlerinde onlara otların faydalarından söz edip, sadece et yemelerinin sağlıklı olmadığını söylemeye. Zamanla koyunlar aslanları ot yemeğe ikna ederler. Bazen et, bazen ot yemek şeklinde başlayan ot yemek olayı, gün geçtikçe ot ağırlıklı hale gelir. Ot yemekle beraber aslanlar asli fıtratlarını kaybedip, koyunlarda var olan mülayim hale bürünürler. Şeklen aslan görüntüsü devam ederken, aslanlar yapı ve ruh hali bakımından koyunlar gibi olmuşlardır. Aslanlaşamayan koyunlar, aslanları kendileri gibi koyunlaştırmışlardır. ‘
İkbal bu hikâyeciğin sonun da aslanlardan kastının İslam toplumu, koyunlardan kastının ise Batı toplumu olduğunu söyler. Dünyayı hedef ve gaye edinen, dünyanın saadetini amaç edinip ahiret için çabalamayı bir tarafa atan, kendi içlerinden birilerinin eliyle dinlerinde reform adı altında dini yaşam sahnesinden uzaklaştıran, ‘Sezar’ın hakkı Sezar’a, Tanrının hakkı Tanrıya’ diyerek kâinatı yaratanın hükmetme hakkını ilga ederek, beşere hükmetme, yönetme ve yasama yetkilerini veren, içkiyi ve hesapsız eğlenceyi hayatın gayesi kılan Batı toplumunun, İslam’ın mukaddes ve insanlığa hayat veren ilkelerini almak istemeyince, bu defa İslam toplumunu kendilerine benzetmeye çalışmışlardır.
Evet, aslanlar koyunlaşmıştır. İslam toplumu yozlaştırılmış ve Batı’nın değer yargılarını kuşanmıştır. Genci Batı’nın genci gibidir artık. Amaçsız ve gayesiz. Sadece nefsini tatmin etmek derdindedir. Anı yaşar. Hesap şuurundan yoksundur. Küfre korku olmak yerine, küfre tabi olmayı seçmiştir. Onlar gibi giyinir. Onlar gibi kuşanır. Onlar gibi konuşur. Onlar gibi olmaya çalışır. O artık bir mukallittir. Batı’nın hayâdan yoksun, inanç fukarası, maneviyatsız bir taklitçisi.
Kadını da Batı’nın kadını gibidir. Yaratanın kendilerine biçmiş olduğu insanlığın terbiyecisi, toplumsal ahlakın koruyucusu, nesillerin ıslah edicisi olma rolünü bir tarafa atmış ve sadece erkeğin zevklerinin tatmin aracı olma derekesine kıymeti indirgenmiştir. Toplumda artık o bir ana, bir eş, bir kız kardeş değil, bir metadır. Hayâ perdeleri yırtılmış, iffetin simgesi olan setresi çağdışı görülmüştür. Ya çağa ayak uydurup açılacak, ya da çağın gerisinde kalıp, çağdaşlarından tecrit edilecektir. Kültürü de Batı’nın kültürü gibidir. Maymundan türediğini iddia edecek, tarihini yamyamlara, insan eti yiyenlere dayandıracak ve hayatı bir tesadüf olarak açıklayacaktır. Gerçekleşme ihtimali katrilyonun katrilyon katında bir bile olmayan bir tesadüf. Kültürünü ateşperestlere, şamanlara dayandıran, İslami kültürü ve medeniyeti reddetmek için türlü türlü şaklabanlıklar yapan soytarılardan müteşekkil bir sözde aydınlar grubu tarafından izah edilmeye çalışılan bir kültür.
Evet, Batı medeniyeti, İslam toplumunu kendine benzetmek için dejenere etmiş ve bu yozlaştırma faaliyetlerine değişik isimler adı altında devam etmektedir. Son zamanlar da yozlaşmanın bilinçli bir şekilde artırıldığı ve toplumumuzun ahlaki çöküntüsünün hızlandırıldığı görülmektedir. Örneğin uyuşturucu ve içki kullanımı yaygınlaştırılmış, hatta uyuşturucu kullanım yaşı ilköğretime kadar indirilmiş, gayri meşru ilişkiler lise gençliğinin arasına sokulmuş, basın yayında iğrençlikler sürekli işlenerek toplum içerisinde doğal bir halmiş gibi algılanmasına çalışılmıştır. Kadınlara daha fazla özgürlük, gençliğe ve çocuklara daha serbest bir hayat adı altında kutsal aile müessesesi dağıtılmaya çalışılmatadır. İslami bir hayat çağdışı, Müslümanlar geri kafalı gösterilerek toplumun İslami sahiplenmesinin önüne geçilmeye çalışılmıştır.
Dejenerasyon ve yozlaşma toplumumuzda genelde ifsad çalışmaları şeklinde ortaya çıkmıştır. “Et-tahribu eshel” yani yıkmak, tahrip etmek onarmaktan, inşa etmekten daha kolaydır kaidesince hareket eden Batı medeniyeti, İslam toplumunun manevi dinamiklerini yıkmaya çalışmış ve faaliyetlerini toplumsal ifsad eksenli sürdürmüştür.
Fe-Se-De fiil kökünden türemiş olan ifsad kavramı toplumda ortaya çıkan kokuşma ve dengeden sapma durumlarını ifade etmek için kullanılır. Kelimenin etken çatıdaki ismi faili ‘müfsid’tir. Yani ifsad eden, bozan, bozguncu. İlginç olan ise Arapçada bu kelimenin karşılığı olarak ‘muslih’ kavramının kullanılmasıdır. Yani ifsadın ve bozgunculuğun karşısında var olması gereken tavır islah etmek, düzeltmektir. Ve zaten yeryüzü ifsad ediciler ile ıslah edicilerin mücadele sahasıdır. Müfsidler kalben korkak ve sürekli kaygılı olduklarından fesadda birbirleri ile yardımlaşırlar. O halde onlarla mücadele eden ıslah ehlinin de birbirleri ile yardımlaşıp, birbirlerine kenetlenerek bozguncularla mücadele etmeleri gerekir. Aksi takdirde yeryüzünde sürekli fesad hâkim olur ve ekin ile nesil yani ekonomi ve sosyal hayat bozguna uğrar. Haklar ihlal edilir ve insanlığın huzuru kaçar.
‘’Eğer Allah insanların bir kısmını bir kısmıyla savması olmasaydı yeryüzü fesada uğrardı. Ancak Allah âlemlere karşı fazilet sahibidir. (Bakara: 251) ayeti bu gerçeği apaçık dile getirmektedir. Bu ayette şu gerçeğe de işaret vardır ki iman edenlerin, ıslah ehlinin, fesatçılara, kâfirlere karşı yürüttükleri mücadele yalnız müminler için değil, tüm insanlık hatta bütün âlemler için bir rahmettir. Çünkü yeryüzünde hakkın ikamesi sadece müminlere değil, tüm varlığa karşı adaleti ortaya çıkarır. İns, cin ve varlığın tümünün hakları hakkın hâkim olduğu sistemde korunur. İslam’da adalet tüm varlık üzere caridir, torpil veya kayırma ile kimilerinin hakları ihlal edilmez.
Bu açıklamadan sonra toplumsal yozlaşma konumuzu şu temel başlıklar altında inceleyeceğiz inşallah.
1-İslam toplumunda kadının yozlaşması
2-Gençlerdeki yozlaşma
3- Çocuktaki yozlaşma
4-Ticaret hayatında meydana gelen yozlaşma
5-Eğitim camiasındaki yozlaşma
6- Sanatta oluşan yozlaşma
7-Basın-yayın alanındaki yozlaşma
Bu başlıkları incelerken elden geldiğince günlük hayatta karşılaştığımız veya karşılaşabileceğimiz durumlardan örnekler vermeye çalışacak ve bu ifsad çalışmalarının önünün nasıl alınması gerektiği ile ilgili fikirleri beyan etme gayreti içerisinde olacağız. Allahın rahmet, bereket ve mağfireti üzerinize olsun…
Zülfükar Fırat -inzar Dergisi
|